Büyü diye bir şey var mı?
Büyü kavramı zihinlere kazınmış masalsı ve mistik kalın bir kabuktan oluşur. Bu olgunun hangi güçlerin tetiklemesi ile etki gösterip göstermediğini tam olarak bilmeyiz ve düşünmeyiz. Bize öğretilen kodlara göre kablosuz şekilde uzaktan bir takım müdahalelerle başkalarının hayatını değiştirmek mümkündür. Peki gerçekten öyle mi? Büyü dediğimiz şey tam olarak nedir? İnsanlık tarihi boyunca büyü olarak tanımlanan olguların üzerindeki mistik kabuğu kırdığımızda;
Antik dünyada din, tıp, kimya, botanik ve büyü iç içe geçmiş disiplinlerdi. Doğa bilimlerini bir takım illegal yöntemlerle insan aleyhine kötüye kullanma düşüncesi aslında kimya ve tıp ilimlerinin temel alınması ile mümkündü.
Büyü, sihir veya magic kavramlarının her biri olayın teknik boyutunu deşifre eden birer kanıttır.
Büyü anlamında kullanılan kelimeleri keşfedelim:
1 Pharmakeia (Antik Yunanca)
Antik Yunanca'da büyücülük için kullanılan kelime Pharmakeia'dır. Bu kelime pharmakon kökünden, günümüzde farmakoloji olarak bilinen ve hatta ingilizce'ye pharmacy olarak geçen ve eczane'nin karşılığı olarak kullanılan kelimedir. Eşzamanlı olarak üç anlamı içinde barındırır:
- • ilaç ile şifa
- • zehir ile ölüm
- • kimyasallar ile manipülasyon
İncil'in Yunanca çevirilerinde Galatyalılar 5:20 ve Vahiy 18:23'te büyücülük olarak geçen kelime tam olarak budur. Yani antik zihin için büyücü demek, otların ve zehirlerin sırrını bilen kimyager demektir. Bugün kullandığımız Farmakoloji bilimi ise bu antik mirasın ürünüdür. Büyücü ise aslında toplumda kabul görmeyen, merkezi otorite tarafından tanınmayan bir tür ruhsatsız, etik dışı çalışan ve bilgiyi güç devşirmek için kullanan bir karanlık eczacıdır.
2 Magus / Magic (Pers kökenli)
Magus kelimesi günümüzde büyü olarak kullanılan Magic kelimesinin kökenidir ama ikisinin de asıl kökeni Antik Pers medeniyetindeki Zerdüştlük inanışına dayanır. Mecusiliğin mecus'u magus'a ve magic'e dönüşmüştür. Magi rahipleri dönemin astronomları, matematikçileri ve simyacılarıydı. Onlar aslında bilge kişilerdi.
Zamanla bu bilgelerin ilmi Yunan ve Roma dünyasına geçtiğinde anlam kaymasına uğradı. Doğanın gizli yasaları olduğu ile ilgili bir algı yaratıldı, fizik ve kimyayı kullanarak halkın zihnini etkileme sanatına dönüştü.
Magus doğu medeniyetlerinde bilgiyi elinde tutan alim iken, Magic batı medeniyetlerinde bu bilginin şova ve iktidar aracına dönüştürülmüş hali olarak bozunuma uğradı.
3 Sihr (Arapça)
Kuran'ın kullandığı kavram ise sihir'dir. Bu kelime olayın fiziksel doğasına asla vurgu yapmaz, psikolojik ve algısal boyutu ile ilgilidir.
Semitik kökenli bu kavram 'dönüş ve eğiş' kökünün Arapça'da en kapsamlı biçimde dallanıp budaklanmış halidir. Seher vakti aynı kökten gelir çünkü optik bir illüzyondur, gerçeği büker. Şafaktan sihre, uykusuzluktan ayın evrelerine uzanan bu anlam ağı, temel kavramın 'doğal akışı gizlice bükme' fikrini korur. Böylece kelime hem zaman ve mekan eşiğini sahar kavramı ile hem de algı ve hakikat eşiğini sihr kavramı ile temsil eder, ikisi de algısal ve zihinsel olarak gerçeği farklı göstererek bükmektir. En doğru karşılığı illüzyon'dur.
Din kitapları sihirbazların karşılaşmasını aslında metaforik bir anlatım dili olarak kullanır. Sihirbazların iplerini yılan oldu demez, onlara öyle hayal ettirildi der. Yani nesne yapısı değişmemiştir gözlemcinin algısı değişmiştir.
Arapça'da sihr aynı zamanda akciğer ve karın boşluğu demektir. Bu detay hayati önem taşır çünkü sihirin etkisi bedenin içine solunum veya sindirim yoluyla giren bir maddenin organları bükmesi ve algıyı değiştirmesi ile de ilintilidir.
4 Büyü (Türkçe)
Dilimizdeki büyü ise tüm bu sistemlerin karması gibidir, Şamanizm'de Böğe kavramından gelir, bir şeyi bağlayarak üzerini örmek ve kapatmak anlamındadır. Ama günümüz Türk dilinde biri büyü dediğinde üzerine iğneler batırılmış sabunlar, şişler geçirilmiş yapma bebekler, tütsüler, bir takım karmaşık yazıtlar vb zihinde canlanır. Kavram biraz karmaşık hale gelmiştir.
Antik dünyada büyü denilen olgu, fizik ötesi bir güç gösterisi olarak sunulsa da biyolojiyi ve kimyayı insan iradesini kırmak için kullanan karanlık, yasadışı ve son derece teknik bir farmakoloji disiplinidir. Tarih boyunca şamanların, rahiplerin veya büyücülerin asaları sadece birer dikkat dağıtıcı illüzyon aracı olarak kullanıldı ve asıl hükümranlık, kazanlarında kaynayan nörotoksinlerde, halüsinojenlerde ve ağır metallerde saklıydı. Temelinde bilinci ve algıyı hackleme operasyonu yatmaktaydı.
Fiziksel veya kimyasal temas olmadan büyüsel etki gerçekleşemez. Bu imkansızdır.
Antik dünyada uzaktan lanetleme ritüelleri üzerine yazılıp çizilmiş olsa da bu ritüellerin hedefine ulaşması için mutlaka bir taşıyıcı ajan gerekir.
Yöntemler
En yaygın yöntem yedirme ve içirmedir. Hazırlanan toksik iksir hedef kişinin yemeğine veya içeceğine karıştırılan psikoaktif maddelerle etki gösterir.
Deri yoluyla da etki eder. Hazırlanan farmakolojik yağlar veya merhemler kişinin kapı koluna, yatağına veya giysisine sürülür, toksik maddeler deri gözeneklerinden kana karışır. Ortaçağ cadılarının uçuş merhemi tam olarak budur.
Soluma bir başka yöntemdir. Tütsüler ve buhurlar kapalı mekanlarda yakılan özel karışımlarla ortamdaki herkesi transa veya hipnoza sokacak bir etki yaratır.
Bir sihirbazın kilometrelerce öteden hiçbir temas kurmadan birine etki etmesi sözkonusu değildir. Olan şey ya önceden verilmiş bir toksin'in gecikmeli etkisidir ya da kişinin buna inanarak kendi kendini hasta ettiği ve nacebo adı verilen psikolojik etkisidir.
Peki kullanılan hayvanlar nelerdir?
Büyücü aslında ilkel bir biyokimyagerdir ve hangi hayvanda hangi aktif maddenin olduğunu bilir:
- Kara kurbağası'nın derisinden salgıladığı bufotenin maddesi güçlü bir halüsinojendir. Kişide gerçeklik algısını bozar ve sanrılar gördürür. Kazanlarda kaynatılan kurbağa imajları buradan gelir.
- Kirpi balığı'nın içerdiği tetrodotoksin siyanürden 1200 kat daha güçlüdür. Düşük dozda verildiğinde kişiyi itaatkar bir zombi'ye yüksek dozda verildiğinde ise sahte ölüme sürükler. Haiti'nin Voodoo büyüsü bu bilgiye dayanır.
- Yılan ve akrepler de bu farmakolojide kullanılır. İçinde barındırdıkları nörotoksik zehirler sinir sistemini felç etmek veya aşırı uyararak korku, panik atak ve derin kaygı yaratmak için kurutulup toz haline getirilerek kullanılır.
- Kedi veya köpek dışkısı veya kadavra parçaları da kullanılır. Bu materyaller yüksek oranda bakteri ve parazit içerir ve buna toksoplazma adı verilir. Bu tip büyüler kişinin bağışıklık sistemini çökertmek ve kronik halsizlik yaratmak için kullanılan biyolojik silah'tır. Maruz kalan kişi şunu söyler: "Üzerimde hiç geçmeyen bir ağırlık hissi var."
Ve tabi bir de mantarlar ve küfler vardır. Özellikle çavdar mahmuzu adı verilen ergot tarihteki kitlesel büyülenme olaylarının failidir. İçerdiği liserjik asit türevleri (LSD'nin atası), kişide şiddetli kasılmalar ve deride yanma hissi yaratır ve ayrıca çok güçlü halüsinojenlerdir. Sinek mantarı ise görsel algıyı bükerek nesneleri devasa veya küçücük boylarda gösterir, nesneler konuşmaya ve dans etmeye başlar. Cadıların göklerde uçuyorum sanrısı aslında bu nörotoksik mantarın yarattığı denge kaybı ve halüsinasyondan başka bir şey değildir. Süpürge ile uçma madde kullanan kişinin gördüğü saptırılmış gerçekliktir.
1692 Salem'de içine şeytan girdi denilen kız çocuklarının aslında çavdar ekmeğine bulaşan ve LSD'nin hammaddesi olan claviceps purpurea mantarından zehirlendiği 1976'da Science dergisinde ispatlanmıştır.
Yani;
Antik dünyadan bugüne sihir ve büyü olarak gelenekselleşen yapıda karşımıza şunlar çıkar:
- Amacı insan iradesini devre dışı bırakmak ve algıyı yönetmektir.
- Yöntemi farmakolojik ve nörolojik yani telkin ve illüzyon'a dayanan bilgidir.
- Şartı ise mutlaka biyolojik bir temastır.
Yani büyü dediğimiz şey ruhsatsız ve kötücül bir bilim pratiğidir. Uzaktan etki etmez, psikolojik telkin ve farmakolojik tesir en güçlü silahlarıdır.
Günümüzde
Farmakolojik büyü merdivenaltı iksirciler eliyle devam ettirilmektedir. Sihir yani bilişsel algı operasyonları ise çok daha büyük ve kolektif bir etki ile sürdürülmektedir, nasıl mı? Medya, sinema-dizi, eğlence, moda ve spor endüstrisi ile.
Stadyum günümüzün modern bir tapınağıdır ve kitlesel hipnotizma alanıdır. Kolektif trans hali tüm izleyicilere yayılır. Milyonlarca insanın 22 kişinin bir topun peşinde koşmasını hayat memat meselesi olarak algılaması, sihrin tanımındaki hakikati saptırma işlevi ile birebir örtüşür. Gerçek dertler unutulur ve yapay bir dert ile kitleler uyuşturulur.
Moda ingilizcede Glamour kelimesi ile tanımlanır ve köken olarak göz bağcılığı ve büyü demektir, ne kadar ilginç değil mi? Botoks toksini dünyanın en güçlü zehrini güzellik maskesi altında deriye zerk etmektir. İnsanın hakiki suretini değiştiren endüstriyel bir sihirdir. Güzel olacağını zanneden kitleler algı kırılması ile birer ucubeye dönüşür fakat bunu asla göremezler.
Ve medya inanmamızı istediği herşeyi bize iyi tasarlanmış ambalajlarla sunarak zihnimizi kontrol eder.
Tüm bu maruz kaldığımız bombardımana karşı en büyük panzehir neyin kurgusal neyin hakikat olduğunu ayırt edebilen saf ve uyanık bir bilinçtir.
Siz siz olun, nerede ne yiyip içtiğinize dikkat edin, özellikle de sufist tasavvufi yapıların içinde.
